önceki gün işteyim, öğle tatili. ayıptır sölemesi uyuodum :) telefonum çaldı, baktım görümcem arıo. açtım, başladı anlatmaya. bi kedi bulmuş. ders çıkışı çocuklarla konuşurken ayağına dolanmış. halini perişan görünce o da bırakmaya kıyamamış, almış eve getirmiş. yüzü gözü şiş, kir pasak içinde, hiç kıpırdamadan ölece duruomuş. çok kötü kokuo yıkamak istiorum ama nası yıkıosun sen kediyi die sordu. tarif ettim falan nese o ufaktan bakımını yaptı. ama pisiciin hikayesi acı. çocuklar görmüşler, başka çocuklar tekmelemiş, hırpalamışlar garibanı.
önce hikayeyi telefonda dinledim sadece. ‘vah garibim’den öteye geçmio sadece dinleyince. işten çıkınca gittim görümceme hemen. yavrucağı görünce esas içi parçalanıo insanın. boks maçı sorası her tarafı şiş içinde kalmış mağlup boksörler var ya işte onlara bezer bi kedi çıktı karşıma. yüzünün yarısı şiş, kocaman, dudağı patlamış, burnu şiş, tıkalı, kan oturmuş böle felaket durumdaydı kuzucuk. elime aldım. sarılıp ağlayası gelio insanın. kemikleri sayılıo. evirip çevirioruz bişi var mı die, hayvancaızın direnmeye mecali kalmamış.
minicik, savunmasız, şirin bi kediye nie yaparlar ki bunu die geçti içimden. sora cevabı bulmak çok zor olmadı. çocuk ebeveyninin aynasıdır. yetişkinlerin şiddete başvurduğunu gören çocuk napıcak; gücünün yettiği, üzerinde iktidar kurabildiği şeylere şiddet uygulicak.
hemen ailemizin doktoruyla irtibat kuruldu bu arada. hemen geldi, kısa bi muayeneden sora eczanenin yolunu tuttu eşim. antibiyotiği, merhemleri, şırıngası derken başladık kuzucuğun tedavisine. garibanın dili nolduysa -o zaman görünmüodu- kan oturmuş kaskatı, hiçbişi yiyip içemio. şırıngayla su, süt desteği başladı :)
bi gece görümcemde kaldı. ertesi günün akşamı görmeye gittik hastamızı. yüzünün şişi baya bi inmişti. dudağı toparlanmış, önceki güne göre baya ii görünüodu. sora veterinere götürsek mi götürmesek mi (burdakiler çiftlik hayvanlarından anlıo daha çok) tartışırken tuzlu suyla ağzını temizlemeye karar verdik. doktor bey tuttu ben sildim. içindeki iltihabı çıkardık yavaş yavaş. derken bi baktık dilinin o uçtaki katılaşmış kısmı, ayrılıverdi yerinden.
daha minicik, 1,5 aylık belki 2. şimdiden çile çekio zavallı.
sora aklımıza bizim pisi geldi. evdeki azman… hani haberlerde falan duyarız ya kedi sokaktan bulup getirilen yavruyu sahiplenir yalar bakar besler falan. dedik belki bizimki de yapar ama nerdeee… şımarık öle uzaktan koklad, baktı -hiç hoş bakışlar diildi- geçti köşesine oturdu. o arada ilaçlara dair yeni uygulamalara başladık. evde gargara olduunu hatırladık. pamuklu çubukla ağzına, bütün yaralara sürdük, dezenfekte ettik. çocuk vitamini vardı şurup, ondan verdik. burun spreyi sıkmaya çalıştık burnuna -pek işe yaramadı- baya bi geliştirdik kendimizi :) gece su ısıtıp onu da yanına koyduk bıraktık dinlensin die.
bizde kalıo artık mazlum. beklioruz iileşsin de hoplayıp zıplasın, oyunlar oynasın die. dili nası olucak en çok onu merak ediorum. bişiler içmesine yarayabilicek mi yoksa çok mu kısa kalıcak en büyük soru bu. ona göre akıbeti belli olucak yafrunun.
içimiz buruldu. bi kez daha insanları anlayamamanın karmaşasını yaşadık yüreğimizde.
ramazan hediyemiz ‘mazlum’ oldu bu sene. inşallah hakkıyla sahip çıkarız emanete…