Archive for Ağustos, 2011

onlayn hayat

Posted on Salı, Ağustos 23rd, 2011 at 09:48

bazen feyste dolanıorum. kim nerde napıo bakıorum. bazı zamanlar kendimi tuhaf hissetmeme neden oluo. benim hayatım çok durgun, ben hiç gezmiorum veya benimle kimse ilgilenmio gibi gelio.

benim kocamla fotoğraflarım yok feyste, gezdiim yerlerde burdayım die kendimi etiketlemiorum. hastalandıımızda mardin devlet hastanesinde die de yazmıorum. dolayısıyla kimse bana maşallah demio, geçmiş olsun falan demio. hatta biz tam tersi herkesten saklıoruz ki endişelenmesinler :) kim tuhaf hissetmeli ben bilemedim aslında.

geçen akşam özsüt’deydik. ondan önce de migrosa uğradık. sora nerdeyse hergün emirgana gidioruz (emirgan marketin adı:D) sora yeni bi kahve açıldı orayı denedik hatta ben çığır açıp ne yiyip içtiimi de yaziim.

ne gerek yaa. ben memnunum halimden. hayatımın benimle beraber olanlara ve bana özel olmasını istiorum ben. neden herkes her şeyimi bilsin ki. mahremiyet denen bişi var ve bu çok kıymetli bişi. hayatımı ve mahremiyetini seviorum ben :)

mazlum -son-

Posted on Cumartesi, Ağustos 20th, 2011 at 17:14

dun aksam pek keyiflendik. mazluma rutin bakimlari yaptik, sora aldim kucagima uyudu guzel guzel. ben sevdim o uyudu :) sora kolum agridi yanima koltuga koydum. kalkti yanima grldi olece bakio. kiyabilir miyim?! birakamadim. cok sekerdi. ben uyuyana kadar kucaimda guzelce uyudu. sonra su isittiksiseye koydukyatirdik fistii da yanina, biz de yattik.

sabah uyandiimizda artik yasamiodu…

mazlum

Posted on Cuma, Ağustos 19th, 2011 at 13:57

önceki gün işteyim, öğle tatili. ayıptır sölemesi uyuodum :) telefonum çaldı, baktım görümcem arıo. açtım, başladı anlatmaya. bi kedi bulmuş. ders çıkışı çocuklarla konuşurken ayağına dolanmış. halini perişan görünce o da bırakmaya kıyamamış, almış eve getirmiş. yüzü gözü şiş, kir pasak içinde, hiç kıpırdamadan ölece duruomuş. çok kötü kokuo yıkamak istiorum ama nası yıkıosun sen kediyi die sordu. tarif ettim falan nese o ufaktan bakımını yaptı. ama pisiciin hikayesi acı. çocuklar görmüşler, başka çocuklar tekmelemiş, hırpalamışlar garibanı.

önce hikayeyi telefonda dinledim sadece. ‘vah garibim’den öteye geçmio sadece dinleyince. işten çıkınca gittim görümceme hemen. yavrucağı görünce esas içi parçalanıo insanın. boks maçı sorası her tarafı şiş içinde kalmış mağlup boksörler var ya işte onlara bezer bi kedi çıktı karşıma. yüzünün yarısı şiş, kocaman, dudağı patlamış, burnu şiş, tıkalı, kan oturmuş böle felaket durumdaydı kuzucuk. elime aldım. sarılıp ağlayası gelio insanın. kemikleri sayılıo. evirip çevirioruz bişi var mı die, hayvancaızın direnmeye mecali kalmamış.

minicik, savunmasız, şirin bi kediye nie yaparlar ki bunu die geçti içimden. sora cevabı bulmak çok zor olmadı. çocuk ebeveyninin aynasıdır. yetişkinlerin şiddete başvurduğunu gören çocuk napıcak; gücünün yettiği, üzerinde iktidar kurabildiği şeylere şiddet uygulicak.

hemen ailemizin doktoruyla irtibat kuruldu bu arada. hemen geldi, kısa bi muayeneden sora eczanenin yolunu tuttu eşim. antibiyotiği, merhemleri, şırıngası derken başladık kuzucuğun tedavisine. garibanın dili nolduysa -o zaman görünmüodu- kan oturmuş kaskatı, hiçbişi yiyip içemio. şırıngayla su, süt desteği başladı :)

bi gece görümcemde kaldı. ertesi günün akşamı görmeye gittik hastamızı. yüzünün şişi baya bi inmişti. dudağı toparlanmış, önceki güne göre baya ii görünüodu. sora veterinere götürsek mi götürmesek mi (burdakiler çiftlik hayvanlarından anlıo daha çok) tartışırken tuzlu suyla ağzını temizlemeye karar verdik. doktor bey tuttu ben sildim. içindeki iltihabı çıkardık yavaş yavaş. derken bi baktık dilinin o uçtaki katılaşmış kısmı, ayrılıverdi yerinden.

daha minicik, 1,5 aylık belki 2. şimdiden çile çekio zavallı.

sora aklımıza bizim pisi geldi. evdeki azman… hani haberlerde falan duyarız ya kedi sokaktan bulup getirilen yavruyu sahiplenir yalar bakar besler falan. dedik belki bizimki de yapar ama nerdeee… şımarık öle uzaktan koklad, baktı -hiç hoş bakışlar diildi- geçti köşesine oturdu. o arada ilaçlara dair yeni uygulamalara başladık. evde gargara olduunu hatırladık. pamuklu çubukla ağzına, bütün yaralara sürdük, dezenfekte ettik. çocuk vitamini vardı şurup, ondan verdik. burun spreyi sıkmaya çalıştık burnuna -pek işe yaramadı- baya bi geliştirdik kendimizi :) gece su ısıtıp onu da yanına koyduk bıraktık dinlensin die.

bizde kalıo artık mazlum. beklioruz iileşsin de hoplayıp zıplasın, oyunlar oynasın die. dili nası olucak en çok onu merak ediorum. bişiler içmesine yarayabilicek mi yoksa çok mu kısa kalıcak en büyük soru bu. ona göre akıbeti belli olucak yafrunun.

içimiz buruldu. bi kez daha insanları anlayamamanın karmaşasını yaşadık yüreğimizde.

ramazan hediyemiz ‘mazlum’ oldu bu sene. inşallah hakkıyla sahip çıkarız emanete…

memurum ben memurum :)

Posted on Salı, Ağustos 16th, 2011 at 13:15

geçenlerde telefonumdaki notları karıştırdım. telefonu ilk aldıım günden bugüne kadarki değişimi gözlemleme fırsatım oldu. neryim napıorum hepsini bir bir üşenmemiş yazmışım :) güzel de olmuş. pek de keyifliymişim. bi not dikkatimi çekti. kpss ye başvurmak için sırada beklerken yazmışım. ne işime yaricaksa demişim. :D bugün mardindeyim ve memurum :D

her sabah aynı o günkü modda ne işim var burda nie sabahın köründe kalkıorum diorum hatta abartıp rahat battı kesin sana die de ekliorum ama sora aklıma banka hesabım gelio ve dışarı yansıtmıorum bu sölediklerimi :P

ömrümde toplam 5aylık iş hayatım oldu ve tüm bu dönemde aldıklarımdan daha yüksek maaşım var. devlet baba saolsun zorda komuo :D bi de çalışmadan yatıo ya maaş, ona ayrı bi hastayım zaten. çok ii motivasyon oluo :P

dün ilk maaşımla yemeğe götürdüm kocamı :D memurum ben memurum :) ilk maaşımı da aldım. mutluyum ben mutluyum :D